
İYUK'un 28. Maddesinde Yapılmak İstenen Değişikliğin Hukuk Devleti İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi
12. Yargı Paketi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesine eklenmesi öngörülen düzenleme; savunma, istihbarat ve kolluk hizmetlerinde görev yapan belirli kamu personeline ilişkin göreve iade kararlarının, genel idari yargılama usulünden farklı olarak ancak mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra yerine getirilmesini öngörmektedir.
Oysa Türk idari yargı sisteminde yerleşik ilkelere göre, iptal kararları hukuka aykırı idari işlemi tesis edildiği andan itibaren hukuk düzeninden kaldıran sonuçlar doğurmakta olup, bu kararların kesinleşmesi beklenmeksizin yerine getirilmesi esastır. Bunun anayasal dayanağı, Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında yer alan; yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu kararları hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve yerine getirilmesini geciktiremeyeceği yönündeki emredici hükümdür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de, kamu görevlilerine ilişkin işlemler bakımından mahkeme kararlarının uygulanmasını geciktiren benzer nitelikteki bir düzenlemeyi E.2014/149, K.2014/151 sayılı kararıyla iptal etmiştir. Yüksek Mahkeme söz konusu kararında; iptal davasının, bireylerin idareye karşı sahip oldukları en etkili yargısal koruma mekanizması olduğunu, hukuka aykırılığı tespit edilen idari işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasının hukuk devleti ilkesinin doğal sonucu olduğunu vurgulamıştır. Kararda ayrıca, mahkeme kararlarının uygulanmasının kanun yolu incelemesinin sonuna kadar ertelenmesinin, iptal kararlarının hukuki sonuçlarını önemli ölçüde etkisiz hâle getirebileceğine dikkat çekilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararında ortaya konulan bazı temel değerlendirmeler şu şekilde özetlenebilir:
İdarenin Mahkeme Kararlarını Geciktirme Yetkisi Bulunmamaktadır: Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca idare, mahkeme kararlarını yerine getirme konusunda takdir yetkisine sahip değildir. Kararların uygulanmasının geciktirilmesi veya farklı yöntemlerle ertelenmesi anayasal bağlayıcılık ilkesi bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Hukuki Güvenlik ve Hak Arama Özgürlüğü: Bireylerin yargı mercileri önünde elde ettikleri hukuki sonucun, sonradan yapılan kanuni düzenlemelerle etkisinin azaltılması veya geciktirilmesi; hukuk devleti, hukuki güvenlik ve hak arama özgürlüğü ilkeleri bakımından anayasal tartışmalara yol açabilecek niteliktedir.
Mahkeme Kararlarının Etkililiği: Anayasa Mahkemesi, mahkeme kararlarının fiilen uygulanmasını güçleştiren veya geciktiren düzenlemelerin, yargısal korumanın etkinliği bakımından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış; mahkeme kararlarının bağlayıcılığının hukuk devletinin temel güvencelerinden biri olduğunu ifade etmiştir.
Bu çerçevede, 12. Yargı Paketi ile öngörülen "kesinleşme şartı", terörle mücadele veya milli güvenlik gibi kamu yararına dayalı gerekçelerle açıklanmakta ise de, Anayasa Mahkemesinin 2014 tarihli kararında ortaya koyduğu anayasal ilkeler bakımından benzer hukuki tartışmaları gündeme getirebilecek niteliktedir. Düzenlemenin Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi, 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve 138. maddesinde yer alan mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesi yönünden anayasal denetime konu edilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Hukuk devletinde temel ilke, mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı tespit edilen idari işlemin sonuçlarının gecikmeksizin ortadan kaldırılmasıdır. Bu ilkeye getirilecek istisnaların ise Anayasa'nın öngördüğü yargı kararlarının bağlayıcılığı, hukuki güvenlik ve etkili yargısal koruma ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle söz konusu düzenlemenin, anayasa hukuku ve idare hukuku bakımından öğretide ve yargı uygulamasında önemli tartışmalara konu olması beklenebilir.