
Hak Arama Özgürlüğü Ekonomik Engellere Takılmamalı
Bugün ülkemizde bir davayı açmanın ve sonuna kadar takip etmenin maliyeti, birçok vatandaş açısından ciddi bir yük hâline gelmiştir. İdare mahkemelerinde, asliye hukuk mahkemelerinde, aile mahkemelerinde, iş mahkemelerinde ve ticaret mahkemelerinde dava açan bir kişi; harçlar, bilirkişi ve keşif giderleri, tebligat masrafları ve davayı kaybetmesi hâlinde karşı taraf lehine hükmedilen vekâlet ücretleri nedeniyle on binlerce liralık bir mali risk üstlenmektedir.
Özellikle duruşmalı ve keşifli davalarda toplam maliyet, davanın türüne göre 60.000 TL'nin üzerine çıkabilmekte, bazı davalarda ise çok daha yüksek tutarlara ulaşabilmektedir. Bu durum, haklı olduğuna inanan birçok vatandaşın dahi "Ya davayı kaybedersem?" endişesiyle yargı yoluna başvurmaktan çekinmesine neden olabilmektedir.
Oysa hak arama özgürlüğü, Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hakkın etkili şekilde kullanılabilmesi için mahkemeye erişimin yalnızca hukuken değil, ekonomik açıdan da mümkün olması gerekir. Adalet, yalnızca haklı karar verilmesiyle değil; vatandaşın makul bir mali yük altında mahkemeye başvurabilmesiyle de sağlanabilir.
Bu nedenle, yargılama harçlarının, keşif ve bilirkişi giderlerinin makul seviyelerde tutulması, ayrıca davayı kaybeden taraf üzerinde oluşan mali yükün yeniden değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Amaç, haksız davaları teşvik etmek değil; haklı olduğuna inanan vatandaşın sırf yüksek maliyet korkusu nedeniyle adliyenin kapısından geri dönmesini önlemektir.
Hukuk devleti ilkesinin gereği, adaletin sadece var olması değil, herkes için ulaşılabilir olmasıdır.